Aylık arşivler: Ağustos 2014

Sakız Yutmak Zararlı Mıdır?

Sakız yutmak zararlı mı? Peki sakız yutmak neden zararlı, sakız yutmanın zararları, sakız çiğnemenin zararları neler gelin inceleyelim.

Çocuk yaşlarda kazanılan ve olgunluk çağına gelinceye dek vazgeçilmesi güç olan alışkanlıklarımızdan biri de sakız çiğnemektir. Geçmiş senelerde, herhangi bir zararlı yanı bulunmayan sakızın günümüzde içinde var olan bazı katkı maddeleri nedeniyle epey ciddi zararlara sebebiyet verebileceği uzmanlar tarafından araştırılmış ve ispatlanmıştır.
Sakızın zararlarının yol açtığı rahatsızlıklar, tedavisi mümkün haldeki rahatsızlıklardır fakat bunun gibi durumlarda sakız kullanımının bırakılması gerekmektedir.

Gündelik yaşantımızda fark edilemese de, sakız 10 kişiden 7′sinin çantasında, çalışma masasında, ceplerinde, arabasında bulunan rahatlatıcı bir alışkanlıktır. Kimi insanlarsa, sigaranın zararlarına karşı açtığı savaşta, silah olarak sakızı tercih etmekteler. Sigarayı bırakmak için, sakızın zararlarından habersiz sakız kullanımını sıklaştırırlar. Maalesef ki bu da yanlış bir tercihtir.

Peki nedir sakızın zararları ? Böylesine masum görülen sakızın içerisinde ne olabilir ki insan vücudunu ve sağlığını tehdite düşürecek?

Sakızın içerisindeki maddeleri tanımlayarak sakız çiğnemenin zararlarını hep birlikte gözden geçirelim..

Çoğu sakızın içerisinde bulunan sorbitol isimli tatlandırıcı madde, ince bağırsak tarafından çok zor emilimi olan bir maddedir. Eşdeğerde rahatsızlıkları olan iki bayan üzerine kurulmuş bir araştırmada ki bu rahatsızlıkların başında aşırı kilo kaybı, şiddetli karın ağrısı ve diyare bulunmaktadır. Araştırmanın sonucunda bu iki bayanda da bünyelerinde bulunan sorbitol isimli maddenin rahatsızlığa sebep olduğu tespit edilmiştir. Araştırmayı daha da detaylandırırsak iki bayanında sakız bağımlısı olduğu ortaya çıkmış ve sakız çiğnemenin zararlı bir alışkanlık olduğunu kanıtlamıştır.

 
Peki sakızın zararları yalnızca bunlar mıydı?
Kesinlikle hayır.. Yalnızca sorbitol bulunmuyor sakızın içerisinde, diğer maddelerden de kısa kısa bahsedeceğiz.

Aspartam ; kansere neden olabilen tatlandırıcı madde. İnsan üzerinde etkileri, baş dönmesi , kısırlık, adet düzensizliği, bulantı.. Aynı zamanda yalnızca sakızlarda değil diğer tüketim ürünlerinin de birçoğunda bu maddeden bulunmaktadır. Şekerleme ve çikolatalar gibi…

Sukraloz ; günümüzde en son çıkan tatlandırıcılardan bir tanesidir. Normal şekere kıyasla 600 kat daha etkili bir tatlandırıcı olarak bilinir. Kanserojen ağırlıklıdır.

Mannitol ; öldürücü derecede kalp krizlerine yol açabilir. Sistemi üzerinde tahribatlara sebep olabilir.

Msg ; tatlandırıcı özelliği bulunmayan bu madde insanlar üzerinde bulunan tat alma duyusunu tetikler. Dolayısıyla yediğimiz ürünlerin lezzetini arttıran bir özellik kazandırır. Kalpte ritim bozukluklarına, çarpıntıya, nörolojik rahatsızlıklara sebebiyet vermesi muhtemeldir.

Saymış olduğumuz bu maddeler, yalnızca en önemlileridir. Bunlara benzer daha pek çok katkı maddeleri kullanılmakta ve biz tüketicilere sunularak beden sağlığımızı risk altına sokmaktadır.

Bu gerekçeyle alışverişlerimizde, belki de çoğumuz yapmadığı bir alışkanlığı başlatmamız ve aldığımız besinlerin içerisindeki katkı maddelerini, ürünü almadan gözden geçirmemiz gerekmektedir.

Sakızın zararları bunlarla da bitmedi.. O da neymiş o kadar.. Daha neler.. Dediğinizi duyar gibiyiz. Lakin sakız çiğnemeyi seven çoğu insandan birkaçı olarak sizlere bunları açıklamak ve araştırmakla yükümlü tutmaktayız kendimizi.

Sakız çiğnemenin zararları üzerinde durduk bir de sakız yutmak var değil mi? Sakız yutmanın zararları çok daha ciddi boyutlarda rahatsızlıklara neden olabilir.

Özellikle çocuklar tarafından bu alışkanlığın kazanılması, mutlaka engellenmelidir. Çocuk sağlığı üzerine yapılan araştırmalar sonucu, hazırlanan bir makalede 3 ayrı vakaadan söz edilmektedir.

İlki 4,5 yaşında bir erkek çocuğu 2 yaşından beri kazanmış olduğu sakız çiğneme alışkanlığı, sonunda 7 adet sakızın birden arka arkaya yutmaya çalışması sonucunda, boğazında tıkanıklığa neden olduğu ve doktorların son anda müdahaleyle ellerini boğazına sokarak temizleyebildiği can alıcı bir vakaadır.

İkincisi; 1,5 yaşındaki bir çocuğun, sakızın içerisine oyun yaparak paraları sarıp yutması sonucunda acil servise kaldırılmak zorunda kalan vakaadır.

Bir diğeri ise; yine 4 yaşında sakızı yiyerek tüketen ve zamanla midesinde farklı sakızlardan kütle oluşan ameliyatla kurtarılan bir diğer çocuktur.

Malesef bütün bu anlatılanlar sakızın gözümüzde oluşan sempatisini tamamen yok etmektedir. Sakız çiğnemek de, sakızı yutmak da çok hem de çok fazla zararlıdır.

Son olarak sakızın geçmişten günümüze kadar tarihçesini araştırmanızı tavsiye ederiz. Bir zamanlar araba lastiği üretici bir firmanın yanlışlıkla bulduğu bir madde sonucunda, tatlandırıcılarla oluşturulan sakızın meydana çıkış şekli oldukça ilginçtir.

Kulak Ağrısı Nasıl Geçer?

Boğaz ve Kulak kısmında bulunan östaki borusunun tıkanmasının sonucu olarak ortaya çıkan kulak ağrısı yetişkin ve çoçuklarda sıklıkla görülebilen, şiddetli ağrılar sonrası yaşamı olumsuz olarak etkileyen bir ağrı çeşididir.Günlük hayatta boğaz kısmını yutkunurken kullandığımızdan dolayı bu ağrısının fazla olması beklenmez. Ancak bu durum gece uyku esnasında herhangi bir görev üstlenmeyen boğazın yutkunmaması sonrası daha şiddetli ağrılara sebep olabilir.Östaki borusunun tıkanmasına neden olan faktörler arasında grip,sinüzit ve alerjik hastalıklar,iltihaplanmalarda bunun sebebi olabilir.

Kulak Ağrısına Neden Olan Faktörler

– Gürültülü ortamda yer almak (Müzik dinlenmek vs.)
– Bir yerden biyere uçak ile yapacağınız yolculuklar
– Bilinçsiz bir şekilde kulak temizliği yapmak
– Dış kulak enfeksiyonları,iltihaplamalar
– Çene ve diş kısmında oluşan ağrılar.

Kulak Ağrısı Nasıl geçer ?

– Östaki borusundaki tıkanıklığı geçirmek için bir müddet sakız çiğneyebilirsiniz. Lakin uyurken bu ağrılarınız artış gösterebilir.
– Vücut ısında zeytinyağını kulak kısmına damlatabilirsiniz.
– Sıcak havlu koymak geçici bir süre ağrıyı yok eder. Uyurken havlunun üzerine yatabilirsiniz.
– Sigara dumanı ağrıyı azaltır, fakat sigaranın zararları bulunduğundan pek uygulanan bir yöntem değildir.
– Halen Ağrılarınız devam ediyor ve yukarda sayılan maddelerden bir yarar aldığınızı düşünmüyorsanız, Kulak burun boğaz hekimine başvurabilirsiniz.

Gece uyurken kulağınız çok ağrıyor ve bundan kurtulmak istiyorsanız yapmanız gerek tedavi yöntemleri yukarda ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. İnsan sağlığı oldukça önemlidir.

Charles Darwin Kimdir?

Charles Darwin 12 Şubat 1809 tarihinde Shrewsbury’de, Robert Darwin ve Susannah Darwin’in altı çocuğundan beşinci çocuk olarak dünyaya geldi. Baba tarafından Erasmus Darwin’in , anne tarafından da Josiah Wedgwoods’un torunu idi. Her iki aile de üniteryan inanışı tercih etmişlerdi fakat Darwin agnostik denilen yani bilinmezci anlamına gelen bir düşünce yapısına sahipti.Ona göre tanrının, bir yaratıcının olup olmadığını asla bilemeyecektik bu zamanlarda.

15 Haziran 1817 tarihinde annesi vefat etti. Bir yıl sonra da Shrewsbury okulunda eğitim görmeye başladı.

Darwin 1825 senesinin yazını, Shropshire’ın fakir insanlarını tedavi etmeye çalışan babasına asistanlık yaparak geçirdi. Sonbaharda İskoçya’daki Edinburg Üniversitesi’nde eğitim görmeye başladı. Amelyatları acımasız bulmasından ötürü tıp okuluna bir türlü ısınamadı. Okulda çalışan ve azledilmiş bir köle olan John Edmonstone’ dan hayvan doldurma sanatını öğrendi. Edmonstone Darwin’e, Güney Amerika Yağmur Ormanları hakkında ilgi çekici hikayeler anlattı. Bunun ardından bu süreçteki deneyimlerinden, “İnsan Türeyişi ve Cinsiyete Mahsus Seçme” kitabında, siyahların ve Avrupa’lıların farklı dış görünüşlere sahip olmalarına rağmen, yakın ilişkili olduklarını söyleyerek faydalandı

1822 yılında kardeşiyle beraber bir kimya laboratuarı kurdu. Bu laboratuar sayesinde Darwin, bilimsel deneylerin prensiplerini öğrendi.

Okuldaki ikinci senesinde doğa tarihiyle ilgilenmekte olan bir topluluğa katıldı. Burada Jean-Babtiste Larnarck’ın evrim teorisini öğrendi ve öğretmeni Robert Edmund Grant’le birlikte deniz canlılarını gözlemledi. Bu araştırmalar esnasında Darwin, “homoloji” yi, yani birbirnden tamamen farklı türlerin aynı temel yapıya sahip organlarının bulunduğunu keşfetti. Darwin ayrıca Robert Jameson’dan bitkilerin sınıflandırılması konusunda dersler aldı ve Avrupa’nın en büyük müzelerinden biri olan Edinburgh Kraliyet Müzesi’nin bitki koleksiyonunun düzenlenmesinde öğretmenine yardım etti.

1827 senesinde babası Darwin’i tıp okulundan alarak, teoloji eğitimi alması için Cambridge Üniversitesi’ne bağlı Christ’s College’a kaydettirdi. Darwin burada tıp okulundan daha başarılı olsa da, biniciliği ve atıcılığı derslerine tercih etti. Bu dönemde kuzeni William Darwin Fox ile beraber böcek toplamaya başladı.

1828 yılında botanik profesörü John Stevens Henslow ‘la tanıştı ve yakın arakadaş oldu. 1831 yılında Henslow’dan aldığı dersler sayesinde okulundan başarı ile mezun oldu. 21 Şubat 1829 tarihinde ünlü böcekbilimci Frederick Hope ile tanıştı. Böcekler hakkında konuştukları uzun günler geçirdiler. Hope, Darwin’e koleksiyonu için yüzden fazla tür verdi.

İkametle ilgili mecburiyetlerden dolayı Darwin Haziran ayına kadar Cambridge’de kaldı. Öğretmeni Henslow’un tavsiye ve örneklerini takibeden Darwin, din eğitimi konusunda aceleci davranmamaya karar verdi.

1831 yılında Henslow, Darwin’i İngiliz Kraliyet Deniz Kuvvetleri Gemisi olan HMS Beagle’ın kaptanı Robert FitzRoy ile tanıştırdı. Gemi, Aralık 1831’de iki senelik bir Güney Amerika yolculuğuna çıkacaktı ve kaptan FitzRoy, kendisiyle birlikte gelecek iyi bir doğabilimci istiyordu. Henslow’un tavsiyesiyle Darwin gemiye kabul edildi.

6 Ocak 1832 tarihinde gemi, Tenerife Adası’ndaki Santa Cruz limanına ulaştı. Ancak İngiltere’deki kolera salgını yüzünden gemi mürettebatının karaya ayak basmasına izin verilmedi. 12 gün boyunca gemide, karantina altında tutuldular.

Darwin’in iki yıl sürmesi planlanan yolculuğu beş yıl sürdü. Bu yolculuk sırasında birçok canlı türü, jeolojik oluşum ve fosil keşfetti, bunlardan örnekler topladı. Bu bilgileri ve örnekleri zaman zaman Cambridge’e yolladı ve bu sayede kendisi orada olmamasına rağmen ünü doğabilimciler arasında yayıldı. Seyahatiyle ilgili ailesine yazdığı yazılar daha sonra “The Voyage of The Beagle” adıyla yayınlandı.

Darwin’in bu yolculuğu onu epey zorladı. Yolculuk boyunca deniz tutması ve ateşli hastalıklarla mücadele etti. 1834 Temmuz aynında, And Dağları’ndan Valparaiso’ya dönerken yakalandığı hastalık yüzünden, bir aya yakın zaman yataktan çıkamadı.

Kaptan FitzRoy’un Darwin’e yolculuğun başında verdiği, Charles Lylell’ın “Principles of Geology” (Jeolojinin Prensipleri ) kitabında, jeolojik oluşumların bugünkü hallerine çok uzun ve yavaş bir süreçten sonra geldiği yazmaktaydı. Darwin, yolculuğu boyunca yaptığı keşiflerde, bu bilgilerin doğruluğunu anladı. Şili’de yaptığı gözlemler sonucu, depremler ve volkanik faliyetlerle, birzamanlar deniz olan kıyının yükseldiğini fark etti. Darwin, And Dağları’nın yamaçlarında da, kumlu sahillerde yetişen ağaçların ve bitkilerin fosillerini buldu.

2 Ekim 1836’ da HMS Beagle dört yıl, dokuz ay ve beş günlük yolculuğun ardından İngiltere’ye ulaştı. 4 Ekim 1836’da Darwin yeniden evindeydi. 1836 kışını türlerle ilgili topladığı büyük koleksiyonunu düzenleyerek geçirdi.

4 Ocak 1837 Darwin için epey önemli bir gün idi. Bu tarihte Darwin, Londra’daki “Royal Geological Society” önündeki birinci konuşmasını yaptı. Tüm önemli jeoloji uzmanlarının yer aldığı bu toplantı, Darwin’in kendini kanıtlaması için çok büyük bir fırsat oldu. Konuşmasının konusu, Güney Amerika’nın tarihsel jeolojik oluşumuydu. Gemiyle yaptığı seyahat sırasında elde ettiği bilgileri bu toplantıda katılımcılarla paylaştı. Bu konuşma toplantıya katılan bütün bilim adamlarından büyük ilgi gördü.

6 Mart 1837’de Darwin, kardeşiyle beraber Londra’ya taşındı. Birkaç hafta boyunca kardeşi Darwin’i Londra’daki önemli bilim adamlarıyla tanıştırdı. Bunlardan biri de ilk hesap makinesinin mucidi olan Charles Babbage’dı. Babbage Darwin’ i doğadaki her olayın belli kurallara dayandığı fikriyle tanıştırdı. Bu fikir Darwin’i türlerin geçirdikleri değişimlerle ilgili doğa kanunlarını öğrenmeye yöneltti. Bu sırada, Darwin’in Galapagos Adaları’ndan getirdiği kuşları inceleyen ornitolog John Gould, bu kuşların, Darwin’in düşündüğü gibi ispinoz ya da çalıkuşu olmadığını, hepsinin ispinozun farklı türleri olduğunu anladı. Darwin’in Beagle yolculuğu sayesinde keşfettiği hayvan fosilleri arasında, tembel hayvan benzeri memeliler, hipopotam benzeri otobur bir memeli ve armadillo benzeri zırhlı bir memeli de vardı. Darwin bu hayvanların düşündüğü gib anatomik olarak Afrika hayvanlarına değil, Güney Amerika hayvanlarına benzediğini anladı. Darwin’in bu çalışmaları sırasında Edinburgh Üniversitesi’nden hocası olan Robert Edmund ve Dr. James Gully gibi bir grup bilim adamı, toplum tarafından sapkınlık ve dinsizlikle suçlanmalarına rağmen, türlerin birbirine dönüşebileceği fikri üzerinde çalışmaya başladılar.

Darwin 1837 yılının yaz aylarını türlerin değişim geçirmeleri üzerine düşünerek geçirdi. Anakıtalarda bulunan bazı bitki ve hayvan türlerine, okyanusun uzak yerlerinde nasıl rastladığını anlamaya çalıştı. Bu sürecin tamamını kardeşiyle türlerin dönüşümü üzerine yeni fikirler üreterek geçirdi.

1837 Eylül ayında, stres ve aşırı çalışma temposu yüzünden kalbiyle ilgili sorunlar yaşamaya başladı. Kısa bir süre için çalışmalarına ara verdi ve Shrewsbury’e gitti. Burada geçirdiği zamanının çoğunu kuzeni Emma Wedgewood’a ayırdı.

Şubat 1838’ de, H.M.S Beagle gemisinde yazmaya başladığı günlüklerinin birinci cildini yayınladı. Aynı ay içinde Entomoloji Topluluğu’nun başkan yardımcısı oldu. 28 Mart 1838’de Londra Hayvanat Bahçesi’ne getirilen yeni bir canlı fazla ilgisini çekti. Bu, Jenny diye isimlendirilmiş bir orangutandı, saatlerini Janny’i izleyerek ve küçük bir çocukla olan duygusal davranış benzerliklerini inceleyerek geçirdi.

1838’in yaz aylarında, Darwin evliliği düşünmeye başladı, ancak onun için evlilik yapacağı çalışmalar için büyük bir vakit kaybı olacaktı, öte yandan ona bakacak ve sohbet edebileceği biri fikri cazip geliyordu. Kuzeni Emma’ya olan ilgisinden babasına bahsetti, babasından onay aldı. 29 Ocak 1839’da evlendi.

1838 Haziran’ında Darwin’in sağlık sorunları arttı. Kalbi ve midesi daha sıkça ve ağır rahatsızlıklar geçiriyordu. Bunun üzerine İskoçya’ya tatile gitmeye karar verdi. Burada ünlü “Paralel Yollar” üzerinde çalıştı.

27 Aralık 1839 tarihinde ilk çocukları olan William Erasmus Darwin dünyaya geldi.

1940 yılının büyük bir kısmını hastalıkları yüzünden yatakta geçirdi. Bu süreç içinde pek fazla çalışamadı.

2 Mart 1841 tarihinde ikinci çocukları Anne Elizabeth Darwin doğdu.

Mayıs 1842’de, araştırma serilerinden “The Structure and Distribution of Coral Reefs” yayınlandı. Aynı sene darwin türlerin değişimi ve doğal seleksiyon hakkında yazılar yazdı. Bu yazılarında Darwin, doğa kanunlarının oluşumunu dinle temellendirdi.

23 Eylül 1842 tarihinde, Mary Eleanor Darwin doğdu lakin 18 Ekim’de öldü. 25 Eylül 1843 tarihinde Henrietta Darwin dünyaya geldi. Yine o sene Beagle yolculuğunu anlatan serisini tamamladı. Bu seri; “Fosiller”, “Memeliler”, “Kuşlar”, “Balıklar” ve “Sürüngenler” olarak beş bölüme ayrılıyordu.

1844 sonbaharında, “Geological Observations on South America” yı yazmaya başladı. Bu kitap And Dağları’nın oluşumuyla ilgili incelemelerini anlatıyordu. Eylül 1846’da kitabı tamamladı.

9 Temmuz 1845 tarihinde diğer oğlu George Darwin, 8 Temmuz 1847’de Elizabeth Darwin, 16 Ağustos 1848’de Francis Darwin dünyaya geldi.

13 Kasım 1848’de, babası Dr. Robert Darwin öldü. Darwin bu sırada geçirdiği ağır hastalık yüzünden babasının cenazesine katılamadı. Gördüğü tedavilerden sonra toparlandı ve araştırmalarına geri döndü. Ocak 1850’de sekizinci çocukları olan Leonard Darwin doğdu.

Darwin türlerin bukadar geniş bir coğrafyaya nasıl yayıldığını merakediyordu. Bu konuyla ilgili yaptığı deneylerde, bir bitki tohumunu bir aya yakın bir süre suda bırakıp, daha sonra toprağa diktiğinde filizlendiği sonucuyla karşılaştı. Bu sonuca göre türler buşekilde çok uzak bölgelere gidebilirdi.

13 Mayıs 1851’de Horace Darwin ve 6 Aralık 1856’da son olarak Charles Waring Darwin doğdu. Charles Waring 1858’de öldü.

1853’te deniz kabukluluarıyla ilgili yaptığı araştırmalarıyla, İngiliz “Royal Society” tarafından madalya ile onurlandırıldı. Bu tarihe kadar jeolog olarak bilinen Darwin, bundan sonra biyolog olarak anılmaya başlandı. Bu çalışmalarında Darwin, deniz kabuklularının değişen şartlara göre küçük değişimler geçirebileceğini gözlemledi.

22 Kasım 1859 tarihinde “Origin of Species” (Türlerin Kökenleri) yayınlandı. Büyük bölümü piyasaya çıktığı ilk gün satıldı. Bu büyük başarısının ardından Darwin, ikinci baskının hazırlıklarını yapmaya başladı. 1860 yılında Thomas Huxley isimli bir gazeteci, “Darwinizm” kelimesini ilk defa kullandığı bir yazı yazdı. 1867 yılında Darwin’in evrim teorisi Avrupa’da yayılmaya başladı.

Mart 1871’de “Descent of Man” yayınlandı. Bu kitabı da “Origin of Species” gibi büyük ilgi gördü. 1875 Temmuzunda da “Insectivorous Plants” yayınlandı.

1880 yılının başından itibaren rahatsızlıkları giderek artan Darwin, geçirdiği kalp krizi sonucu, 19 Nisan 1882’ de Londra’da hayatını kaybetti.

Charles Robert Darwin yaşamı boyunca bilime büyük katkılarda bulunmuştur. Evrim teorisiyle özdeşleştirilmesine rağmen, birbiriyle ilişkili birçok farklı bilim dalının gelişmesine ve temellerinin atılmasına önayak oluştur. Oluşturduğu evrim teorisi bugün, paleontoloji, genetik ve embriyoloji gibi bilimler tarafından geliştirilmektedir.

Adet Ağrısı Neden Olur?

Adet Ağrısının Sebebi Nedir?

Adet kanaması sırasında rahim, kendi içerisinde biriken kanı atmak için kasılır. Bu dönemde prostaglandin olarak isimlendirilen bazı maddeler salgılanır ve bu maddeler kısmen rahim kasılmalarından sorumlulardır. Adet Ağrısı olan kadınlarda bu prostoglandin olarak isimlendirilen maddelerin üretiminin fazla olduğu veya uterusun bu maddelere aşırı yanıt verdiği düşünülmektedir.

Ağrılı Adet Görmenize Neden Olabilecek Olan Hastalıklar

– Pelvik iltihabi hastalık.
– Rahim ağzında darlık.
– Rahim içi tümörler.
– Uterus pozisyonunun anormallikleri.
– Zaman zaman spirale bağlı olarak da ağrılı adet görülebilir.

Adet Ağrısının Genel Şikayetleri Nelerdir?

– Sırt ağrısı.
– Başağrısı.
– Bulantı.
– Bacakların iç yüzünde hassasiyet.
– Dismenore ile birlikte adet öncesi gerginlik sendromu de görülebilir fakat bu şart değildir.

Dismenoreli kadınların yaklaşık %10-15′inde şikayetler normal günlük aktivitelerini kısıtlayacak oranda şiddetlidir.

Doktorunuza Başvurun!

1. Adet kanamanız Normal zamanında gelen bir adet kanamasına eşlik etmiyor ise

2. Kanamanız her zaman olduğundan çok daha fazla şiddetli ise

3. Yoğun Ağrılar 2-3 günden daha uzun sürüyor ise

4. Adetiniz her zaman olandan daha farklıysa

Mutlaka bir doktor kontrolünden geçmeniz gerekmektedir.

Adet Ağrılarınıza Karşı Alabileceğiniz Önlemler;

Adet ağrıları alınacak bazı basit önlemlerle beraber bir miktar önlenebilir.

Adet kanaması öncesinde ve esnasında kahve, çay, kola, çikolata ve benzeri kafein içeren gıdalardan uzak durulması gerekmektedir.

Karın bölgesine masaj yapılması, uzun süre ayakta durmaktan ya da yürüyüş yapmaktan kaçınılması şikayetler üzerinde olumlu etki yaratır.

Aşırı yorgun, sinirli kişilerde adet sancısı daha fazla görülür. Bu sebeple kanama esnasında dinlenmek son derece önemlidir.

Kabızlık problemi olanlar bu sancıları daha şiddetli yaşarlar. Lifli gıdaların bol tüketilmesi kabızlığı önler.

Bol miktarda su içilmesi, sigaradan uzak durulması, fazla miktarda alkol alınmaması gibi basit ve kısa süreli çözümlerle sancılı adet kanamaları biraz daha rahat geçirilebilir.

Adet Ağrısının Teşhisi Hakkında Sorular

– Ağrının adetin hangi zamanlarında artış gösterdiği öğrenilir.
– Ağrıyı geçirmek amacıyla neler yapıldığı.
– Ağrıya eşlik eden başka bir şikayetin olup olmadığı.
– Kullanılan ilaçların veya doğum kontrol haplarının ağrıyı azaltıp azaltmadığı.
– Gün geçtikçe ağrının şiddetlenip şiddetlenmediği.
– Ağrılar nedeni ile aktivitenin bozulup bozulmadığıdır.
– Ağrıların primer yada altta yatan başka bir patolojiye bağlı olup olmadığını anlamak maksadıyla detaylı bir muayene yapılmalıdır.
– Herhangi bir enfeksiyon veya kist gibi bir patolojiyi ayırt etmek için kan ve idrar tetkikleriyle ultrason incelemesi çoğu vakit gerekli olmaktadır.

Boyun Ağrısı Nasıl Geçer?

Boyun Ağrısı Nasıl Geçer, Neden olur, Boyun ağrısı için ağrı kesici kullanmalı mıyım, Hangi ağrı kesiciyi kullanmalıyım?Gibi birçok sorunun cevabını yazımızda bulabilirsiniz.Umarım faydalı olur sizin için tek dileğimiz o.
Boyun ağrısı özellikle büroda çalışan ve masa başından ayrılmayanların rahatsızlığı şeklinde bilinmektedir. Basit bir boyun ağrısı tedavi edilmediği halde çok ciddi ortopedik hastalıklara sebebiyet verebilmektedir. Şimdi sizlere boyun ağrısı nasıl geçer bunu anlatacağız. Boyun ağrısını tedavi etmek amaçlı bilinen en güzel yollarından bir tanesi boyun egzersizleri denebilir.

Günümüzde masa başında çalışanların korkulu rüyası haline gelen boyun ağrısı çözümsüz değil. Dr. Murat Kınıkoğlu, “Arada bir ´ense´ yapın boyun ağrısını uçurun” diyor ve ağrılarla ilgili şu nasihatleri veriyor.
Masa başında çalışanların korkulu rüyası boyun ağrısı çözümsüz değil. İyi bir yastıkla iyi bir uyku, bir torba buz, kas gevşetici kremler, biraz kolayından egzersiz bu sorununuza derman olabilir Orta yaşın üstünde olup da hayatının bir döneminde boynu ağrımayan kişi yok gibidir. Bazı hastalar ağrının sadece baş hareketiyle olduğunu söylerken bazıları tüm gün süren devamlı bir ağrıdan bahseder.
Boynun içinden başta omurilik ve şah damarı olmak üzere son derece önemli damar ve sinirler geçer. Bunun dışında baş gibi oldukça ağır bir yükü (ortalama 2.5-3.5 kg) taşır. Farkına bile varılmaz ama boyun eklemleri en çok çalışan eklemlerin başında gelir, bu yüzden de oldukça erken yıpranır. İşte boyun ve ense ağrılarının sebepleri ve ağrıların önlemek için alınması gereken önlemler:

TANSİYON DA AĞRI YAPAR YORGUNLUK DA
1) Ense ağrılarının en sık görülen nedeni yorgunluktur. Yoğun iş temposu olan, gerektiği kadar dinlenemeyen, özellikle masa başında, bilgisayar karşısında çalışan endişeli insanlarda ense kaslarının spazmına bağlı ağrılar ortaya çıkar. Aslında hepimiz gün içinde fark etmeden kaslarımızı dinlendiririz. Bacak bacak üstüne atarak ayaklarımızı, dirseğimizi koltuğun kenarına dayayarak kollarımızı, sırtımızı arkaya yaslayarak gövde kaslarımızı dinlendiririz. Buna karşılık masa başında çalışan veya direksiyon kulanan bir kişinin boyun kaslarını dinlendirmesi çok zor, neredeyse imkansızdır. Ne patronunuz ne de müşteriler başınızı koltuğunuza dayayarak ense kaslarınızı dinlendirmenizi hoş karşılamaz, ‘Ooooh, beyefendiye bak ense yapıyor’ derler…

2) Migren veya gerilim tipi başağrısı olan kişilerde baş ağrısı ile birlikte ense ve sırta yayılan ağrılar görülebilir. Atağın geçmesi ile birlikte ense ağrısı da geçer.

3) Tansiyon yüksekliği ense ağrısı yapabilir. (Gene de ense ağrıları için her zaman tansiyonunuzu suçlamayın.)

4) Ense veya boyundaki ağrıların düşme veya trafik kazası sonrası ortaya çıkması önemlidir. Arabada ani fren yapılması, önden veya arkadan çarpmalar boyun kaslarının şiddetli kasılması ile ağrıya neden olabilir. Ağrının günler içinde giderek azalarak geçmemesi halinde doktora görünmek gerekir.

5) Boyun kemiklerinin zamanla yaşlanması ve kireçlenmesi boyun ve ense ağrılarına neden olabilir. Bu hastalar başlarını sağa veya sola çevirdiklerinde ağrılı bir kısıtlanma hissederler. Boyunlarından takur tukur sesler gelir.

6) Boyun fıtığında omurlar arasındaki diskler sinirlere baskı yaparak ense ağrısına yol açabilir. Bu ağrılar sırta ve omuzlara doğru yayılır ve oldukça şiddetli olabilir. Kolda ve parmaklarda uyuşma ve karıncalanma şikayetlerinin olması önemlidir. Ağrınız fazla şiddetliyse, uyuşma şikayeti birkaç hafta içinde kendiliğinden geçmezse bir uzmana (tercihen beyin cerrahisi) görünmeniz gerekir. Doktorunuz gerektiğinde MR tetkiki yaparak varsa fıtığın yerini ve derecesini belirleyecektir. (Dikkat! Ameliyat önerilenlerin ikinci, hatta üçüncü bir görüş almasında yarar var.)

7) Birtakım ilaçlar (örneğin antidepresan ilaçlar ve kolesterol ilaçları) ense ağrısı yapabilir.

Baş Ağrısı Nasıl Geçer?

Baş ağrısı; uykusuz, stresli ve sinirli bir zamanda, moralinizi bozan bir şey gerçekleştiğinde kendini gösterebilir ve tüm bir gününüzün içine edebilir tam anlamıyla. Basit baş ağrıları daha çok stres, hava durumu, tansiyon ve kanda oksijenin azalmasından ileri gelir. Ki en çok sinirsel ağrılar olarak da tanımlanabilen, gerilimli ortam ve stresten ileri gelen gerilim tipi baş ağrıları görülür. Zonklayıcı bir ağrıdır bahsettiğimiz. Genellikle boyundan ya da alın bölgesinden başlayan ağrı, yukarı doğru çıkar ve tüm başa yayılır.

Baş ağrılarını ciddiye alıp doktora başvurmak gerekir. Çünkü baş ağrısı vücudunuzda bir şeylerin eksikliğini haber eden bir işarettir. Bu eksiklik sadece kısa bir vakit dinlenmek bile olsa önemsemelisiniz. Aksi takdirde baş ağrınız kronikleşebilir.

-Strese dayalı baş ağrısıyla mücadele etmenin birinci yolu olarak aklınıza hemen bir ağrı kesici ilaç içmek gelmesin. Çünkü ağrının önüne geçmenin doğal yolları var ilaçtan önce. Migrene dayalı bir ağrı ise yaşadığınız, karanlık ve sessiz bir odada yatarak krizi atlatmayı tercih edin.

-Stres ve gerilimden uzak bir ortamda dinlenmeye çalışın. Olduğunuz yerin havadar olmasına özen gösterin. Ağrıdan kaynaklı ışığa karşı duyarlılığınız arttıysa karanlıkta dinlenin.

-Kendinizde o gücü buluyorsanız, açık havada yürüyüş yapmak da baş ağrısına iyi gelir.
-Şakaklarınıza, kaşlarınızın arasından alnınıza doğru ve burun deliklerinin üzerinden başlayarak göz kenarlarına doğru cildinizi gererek masaj yapın.

-Sıcak duş, vücudunuzda gevşeme hissi yaratır. Duşa girmezseniz, ayaklarınızı sıcak su dolu bir kapta bekletin. Ardından su ılık olana kadar soğuk su ekleyin. Ayak banyosundan sonra çorap giyin ve dinlenmek üzere yatın. Beyinde yükselen kan akışı bu şekilde ayaklara aktarılır ve baş ağrısı sona erebilir.

-Bir bezi soğuk suyla ıslatarak veya poşete buz koyarak başınıza soğuk kompres yapın.

-Beslenme uzmanları, muz, makarna ve balık yağının baş ağrısına iyi gelen besinler olduğunu söylüyor. Ayrıca, acı kahveye bir iki damla limon suyu karıştırarak içmek de baş ağrısına iyi gelebiliyor.

-Ağrı kesici kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danışın. Ancak, her ağrıda ilaç kullanmayı alışkanlık haline getirirseniz, bir süre sonra ilaç ağrıları yaşamaya başlarsınız. Yani ilaç bağımlısı olduğunuz için ilacı almadığınızda ağrı başlar. Dolayısıyla mümkün olduğunca ağrı kesici almamakta fayda var.

*** Kendini sıkça gösteren, tekrarlayan ve uzun süren baş ağrısı şikayetiniz var ise sağlık hakkındaki her alanda olduğu gibi, bu durumda da uzman bir doktora başvurmak en doğrusu olacaktır.

İnternetten Para Kazanma Yöntemleri Nelerdir?

Pek kısa bir sürede internet ve bilişim teknolojileri yaşamımızda büyük bir yere sahip hale geldi. Vaktinin büyük bir kısmını bilgisayar başında geçiren kullanıcılar için geliştirilen bir iş kolu sayesinde oturduğunuz yerde evinizin konforunda para kazanmanız mümkün kılınıyor. Yazımızda internetten para kazanma konusunda sizlere ayrıntılı ve doğru bilgiler sunmayı hedef görüyoruz. Günümüzün en büyük gelir kaynaklarından bir tanesi olan internetle sizin de bu pastadan kendinize büyük bir pay almanız mümkün. İnternet üzerinden çeşitli yollarla yapacağınız çalışmalar ve faaliyetlerden siz de para kazanabilirsiniz.

Bunların başında ise anket doldurarak para kazanma geliyor. Bu konuda kısa bir bilgi sunacak olursak; Sitemizde sizlere vereceğimiz güvenilir şirket anketlerinden sizde en uygun olanlarını seçerek bunları doldurabilir ve anket başına belirlenen oranlarda kazanç sağlayabilirsiniz. İnternetten daha fazla miktarlarda para kazanmak istiyorsanız, daha değişik girişimlerde bulunabilirsiniz. Açacağınız bir e-ticaret sitesi veya faaliyete geçireceğiniz popüler bir internet sitesi üzerinden de yüksek miktarlarda gelir sağlayabilirsiniz. Yazımızda sizleri bu konuda aydınlatmak için elimizden gelenin en iyisini yapacağız.

Sizin yapmanız gereken tek çalışma internetten kazanç sağlayacak alanı belirlemek ve bu alanda kendinizi geliştirmek amacıyla yapacağınız girişimler olacaktır. Eğer bir e-ticaret sitesine yönelmek istiyorsanız seçeceğiniz ürünlerin popüler olması son derece önemlidir. Unutmayın ki en çok aranan ürünleri sitenize ekleyerek, ürün satışı ile kazanç sağlamanın yanı sıra sitenizi de en çok arananlar kategorisinde yükselterek reklam gelirlerinden de kazanç sağlayabilirsiniz. Bundan başka verdiğimiz diğer örnekte de Popüler bir site oluşturarak site tıklama sayısını arttıracak çalışmalar yapın. Böylece sitenizin yükseldiğini gören büyük firmalar sizlere reklam verecekler ve sitenizde görünen her reklam için ekstra ücret alacaksınız.

Bu örnekleri ve seçenekleri çoğaltabiliriz. Günümüz çağının teknoloji çağı olduğunu hatırlamak ve aklımızdan çıkarmamak gerekir. İnternet üzerinden online olarak ulaşabileceğiniz milyonlarca kullanıcının her bir tanesi bizim için müşteri potansiyelidir. Bu doğrultuda yapacağınız çalışmaların sizlere dönütü mutlaka güzel olacaktır. İnternet üzerinden herhangi bir ücret ödemeden kullanıcılara ulaşmak sizin için daha sağlıklı ve masrafsız olacaktır. Aksi taktirde reklam şirketleri ve harcanan yüksek paralar yapacağınız işlerde sizleri daha geriye itecek ve çalışmalarınız büyük miktarlarda sekteye uğrayacaktır.

Artık internetin gücünü kullanmak ve bu yönde adımlar atmak gerekiyor. Masrafsız reklam yapın çünkü bu şekilde yüzbinlerce kullanıcıya ulaşarak istediğiniz kadar satış yapabilirsiniz. Kendi ürettiğiniz malları veya başka firmalardan tedarik ettiğiniz ürünleri de internet üzerinden kullanıcılara ulaştırarak kendinize ait e-pazarınızı oluşturabilirsiniz. Yapacağınız tek işlem, internetten aldığınız mal ve ürünlerin siparişlerini kullanıcılara ulaştırmak.

Oturduğunuz yerden para kazanmanız bu yöntemle çok kolay ve masrafsız. Günümüzde faaliyetlerini halen sürdürmekte olan büyük şirketler ve varlıklı firmalar bu aşamalara gelmek için internetin gücünü kullandılar. Sizde bu büyük şirketler ve güçlü firmalar arasına neden girmeyesiniz ki? İnternetten para kazanmanın her türlü yolu ve daha parlak fikirleri sizlere an ve an aktarmaya devam edeceğiz. Şu anlık konuyu özetleyecek olursak internetten para kazanma yöntemlerini maddeler halinde sizler ile paylaşacağım.

–          Profesyonel makale yazarak  para kazanmak

–          E-ticaret ortaklığı yla para kazanma

–          Blog açarak para kazanma

–          Anket doldurarak para kazanma

–          Reklam geliri elde ederek para kazanmak

Soğan Doğrarken Neden Ağlarız?

Soğan yemeklere çok güzel lezzet katsa da, soğan doğramak yemek hazırlığının en sevilmeyen tarafıdır. Ellerimize sinen soğan kokusunun yanında bir de ağlamamız cabasıdır. Soğan doğrarken hepimiz ağlarız fakat ağlamamızın nedenini pek bilmeyiz. Soğan doğrarken soğan hücrelerini parçalamış oluruz. Soğan hücreleri iki bölümden oluşur. Birinci bölümde allinazlar olarak adlandırılan enzimler bulunur. İkinci bölümde ise sülfirik bileşiklerden oluşan aminoasitler vardır. Doğrama esnasında allinazlar sülfidleri parçalayarak sülfenik aside dönüştürür. Sülfenik asit kararsız bir yapıya sahiptir.havada kısa sürede kükürt bileşiğine dönüşür ve biz bu bileşiği soğan kokusu olarak algılarız. Bu bileşik gözümüze ulaştığında ise gözyaşımızla tepkimeye girerek sülfirik asite dönüşür. Süfirik asit de gözümüzü yaktığından göz yaşıyla gözden uzaklaştırılmaya çalışılır. Yani kısaca gözümüzü yakan soğandan çıkan bu kükürtlü bileşik değil, gözyaşıyla girdiği tepkime sonucunda oluşan sülfirik asittir. Sülfirik asit yakıcı olduğundan ötürü gözden uzaklaştırılmak istenmekte ve bu da gözyaşıyla yapılır. Soğan doğrarken ağlamamız bundan dolayıdır.

İşletme Bilgi Yönetimi İş Olanakları

 İşletme Bilgi Yönetimi İş İmkanları – Neden İşletme Bilgi Yönetimi?

İşletme Bilgi Yönetimi çünkü; hem İşletme Fakültesi’nin bütün derslerini alırken bunun yanı sıra Bilgisayar Mühendisliği ve Programcılığı hakkında önemli dersler bulunmakta bu bölümümde. Eğitim süresi boyunca yapılan Yaz ve Dönem stajlarıyla öğrencilerini iş hayatına hazırlaması da çok önemli bir avantaj. İşletme Bilgi Yönetimi bölümü mezunu olan öğrenciler; Devlet memurluğu kadrosunda İktisadi-İdari Bilimler Fakültesi ‘yle denk sayılmaktadır. Özel sektörlerde ise; Muhasebe, Finans, Satın Alma, İş Geliştirme ve Danışmanlık gibi bir çok departmanda görev alabiliyorlar. İşletme mezunu bir öğrenci ne iş yaparsa İşletme Bilgi Yönetimi mezunları da o işi yapabilirler. Ayrıca bunun yanında almış oldukları bilişim dersleri sayesinde, bilişim alanında da çalışabilmekteler. Yabancı ülkelerde ‘IT department’ olarak geçen iş alanı aslında bu bölümün alanı oluyor. Genel olarak şirketlere yönetici adayları yetiştiriyor bu bölüm. Bölüm mezunları işletmeci gibi algılanmakta, aynı zamanda ileri teknolojileri iyi takip ettiklerinden ötürü kurumlarda geçerli ofis sistemlerini, bilgi sistemleri analizini, işletmenin internet sitesi gibi zamanımızın en geçerli olan bilgilerine sahip olmaktadırlar. Şirketlerin bünyesinde bu alanlarla ilgili olan bilgi-işlem, insan kaynakları, yönetim ve idare gibi departmanlarda çalışabilmektedirler. İşletme Bilgi Yönetimi mezunları yurt içi ve yurt dışı pek çok firmada ve iletişim merkezlerinde(Avea, Turkcell, Vodafone) çalışma imkanlarına sahiplerdir.

Göz Yaşarmasının Nedeni Nedir?

Bu yazımızda sizlere göz sulanması ve yaşarması hakkında bilgiler vereceğimizi belirtmemiz gerekmektedir. Göz yaşarması nedir, göz sulanması nedir, göz yaşarmasının nedenleri, ve göz sulanmasının nedenleri gibi konularda bilgi sahibi olmak için yazımız içerisinden destek alabileceğinizi belirtmeliyiz. O halde vakit kaybetmeden, göz yaşarması, ve göz sulanması hakkındaki bilgilerimizi aktarmaya başlayalım:

Gözün, belirli sebeplerden ötürü ürettiği göz yaşının, göz kapaklarından dışarı taşması durumuna göz sulanması, ya da göz yaşarması ismi verilmektedir. Göz sulanması, veya
Göz sulanmasının nedenleri nelerdir? Göz yaşarmasının nedenleri nelerdir? Göz sulanmasının nedenleri arasında ilk sırada, göze yabancı bir cismin temas etmesinden, ya da göz kapağındaki, veya gözdeki bozukluklardan bahsetmek gerekmektedir. Göz yaşarmasının sebepleri arasında nezleden de söz edilir. Gözyaşı kanallarında bulunan tıkanmalar, ya da darlık da göz yaşarmasının sebepleri arasında yer alırken, göz tansiyonu da kendisini göz sulanmasyla belli edebilmektedir. Glokom olarak adlandırılması olası olan göz tansiyonunun, özellikle bebeklerde göz sulanması, ve çocuklarda göz sulanması durumlarına karşı dikkatli olunmasını gerekli kıldığını belirtmemiz gerekmektedir.
Göz yaşarmasının nedenleri nelerdir, ve göz sulanmasının nedenleri nelerdir sorusunun yanıtları arasında yoğun ışıktan da söz etmek gerekmektedir. Bununla beraber, soğuk hava, sıcak hava, yorgunluk, heyecan, hepimizin bildiği gibi ağlama… gibi sebepler de göz yaşarmasının nedenleri, ve göz sulanmasının nedenleri arasında yer almaktadır.
Göz yaşarmasının belirtileri, ve göz sulanmasının belirtileri ile ilgili de kısaca bilgi almak istediğimizde, göz yaşarmasının belirtileri, ve göz sulanmasının belirtileri arasında yer alan en önemli unsurun göz yaşının gözden akması olduğunu belirtmemiz gerekmektedir.
Göz yaşarmasının tedavisi, ve göz sulanmasının tedavisi: Göz yaşarmasının tedavisi, ya da göz sulanmasının tedavisi için her şeyin öncesinde göz yaşarmasının nedenleri, ve göz sulanmasının nedenlerinin, bir takım testler yapılarak bulunması gerekmektedir. Göz yaşarmasının tedavisinin; ve göz sulanmasının tedavisinin de buna uygun şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bebeklerde göz sulanmasının nedenleri arasında genellikle göz tansiyonu yer almakla birlikte, bu durumda bebeğin bir yaşına gelmesi beklenmektedir. Bebek bir yaşına geldiğinde problem kendiliğinden çözülebilir. Aksi halde, göz sulanmasının tedavisinde genel olarak kanal tedavisi kullanılmaktadır. Yetişkinlerde göz sulanmasının nedenleri arasında damar tıkanıklığından ya da göz tansiyonundan söz ediliyorsa, bu durumda yapılması gereken, göz yaşarmasının tedavisi için, genellikle ameliyattır.

Göz Yanması Nasıl Geçer?

Göz yanması hissi genel olarak farklı bir gizli sorunun habercisidir. Mesela, göz kuruluğunun en yaygın belirtisi göz yanmasıdır.

Pek çok sebebi olmakla birlikte, günümüzde göz yanmasının en yaygın sebebi bilgisayar ve akıllı telefonların parlak ekranlarına uzun süre bakmaktır. Çünkü, normal şartlarda bir insan gözünü dakikada 10-15 kez kırpar. Fakat bu ekranlara bakarken sayı 3-4′e kadar düşmektedir. Bu durumda göz yaşları daha çabuk buharlaştığı için gözde kuruluk meydana gelir ve göz yanması hissi oluşur.

Göz yanmasının diğer bir sık görülen nedeni, göze yabancı madde kaçmasıdır. Çoğu durumda, bu maddenin gözden çıkarılmasıyla birlikte yanma hissi azalır ve bir zaman sonra da tamamen kaybolur.

Ayriyetten, şu hastalıkların bir belirtisi ve sonucu olarak göz yanması oluşur:

-Alerjiler
-Göz kuruluğu
-Göz yangısı (blefarit)
-Konjunktivit (göz nezlesi)
-Sjogren sendromu
-Fotofobi (ışık korkusu)
-Rosacea
-Wegener granülomatozisi

Göz yanması şu diğer belirtilerle birlikte de görülebilir:

-Gözde sulanma
-Kızarıklık
-Göz ağrısı
-Akıntı
-Aşırı gözyaşı
Kaşınma

Göz Yanmasının Sebepleri:
Maalesef gözün yanmaya başlamasının birçok sebebi olabilir. Bu yüzden sadece bu belirtiye bağlı olarak bir tanı konması zordur. Ama çevresel nedenler çoğu kez göz yanmasının sebebidir. Kişi bu çevresel nedenleri ortadan kaldırırsa, göz yanması da kendiliğinden geçer.

Muhtemel çevresel faktörler şunlardır:

-Toz
-Rüzgarlı günler
-Güneş yanığı
-Güneşe uzun süre maruz kalma
-Sigara dumanı
-Havayla gelen tahriş edici maddeler
-Yüzme havuzlarındaki klor gibi diğer tahriş edici maddeler
-Saç spreyi ve saç boyası
-Kirli hava

Alerjiyle ilgili nedenler şunlardır:

-Polen
-Toz
-Küf mantarları
-Hayvan kepeği
-Parfüm veya kolonyalar

Hastalıkla ilişkili nedenler şunlardır:

-Göz kuruluğu
-Göz yangısı (blefarit)
-Konjunktivit (göz nezlesi)
-Sjogren sendromu
-Fotofobi (ışık korkusu)
-Rosacea
-Wegener granülomatozisi
-Bakteriyel Enfeksiyonlar

Diğer nedenler şunlardır:

-Yaş
-İlaçlar
-Parlak ışık

İnsan yaşlandıkça vücudu ve gözleri daha az yağ üretir. Göz yaşındaki yağın azalması, göz yaşının daha erken buharlaşmasına ve böylece gözde kuru noktalar oluşmasına sebebiyet verir. Bu kuru noktalar gözün yanması hissine neden olur.
Yeni bir ilaç almaya başladınız ve aniden göz yanması arttıysa, doktorunuza danışmalısınız. İlacınızı başka biriyle değiştirmek sorunu kolayca çözecektir.

Bilgisayarın veya akıllı telefonların parlak ekranlarına uzun süre bakma sonucu gözde kuruluk meydana gelir. Bu da gözde yanma ile kendini belli eder. Çünkü bir insan gözünü dakikada 10-15 kere kırparken, bu sayı parlak ışıklı ekranlara bakarken oldukça azalmaktadır. Bu da gözyaşının buharlaşmasına, sonrasında da göz yanması hissi oluşmasına neden olur.

Göz Yanmasının Tedavisi

Göz yanmasının tedavisi altta yatan nedeni ortaya çıkarıp, onu çözmeye dayanır. Bu yüzden göz yanmasına sebep olabilecek her etkeni gözden geçirin. Ayrıca aşağıdaki tedavi yöntemlerinden bir veya birkaçını uygulayabilirsiniz.

Daha önce söylediğim gibi, çevresel faktörleri ortadan kaldırmak problemi çözmek konusunda yardım edebilir.
Aşırı bilgisayar kullanımı neticesinde gözde kuruluk meydana geleceğinden, bu da göz yanmasına neden olabileceğinden ötürü bilgisayar kullanımını azaltmanız faydanıza olacaktır. Eğer bunu yapamam diyorsanız, göz damlaları işinizi görür.
Göze soğuk kompres uygulamak yanmayı ve kaşınmayı hafifletebilir. Eğer göz kapağınızda çapak oluşuyorsa, nazikçe ılık kompres uygulamanız gerekiyor. Bir pamuk yardımıyla ılık suyla göz kapağını yıkayın.
Göz yanması, göz yorgunluğu, göz kızarıklığı için göze çay banyosu yapmayı deneyebilirsiniz. Demlediğiniz çayı oda sıcaklığında soğutun. Daha sonra bir pamuk yardımıyla 40-50 saniye boyunca göze masaj yapın.
Alerji veya kimyasallara bağlı gözde yanma ve kaşınma çok rahatsız edici olabilir. Alerjinin sebebini bulmaya çalışın. Evcil hayvanlar, mevsimsel polenler veya kozmetikler olabilir.
Göz nezlesi gözde kızarıklığa ya da kanlanmaya ve gözde aşırı sulanmaya sebep olur. Eğer göz nezlesinden şüpheleniyorsanız, ellerinizi daha fazla yıkamayı ve etkilenmemiş göze dokunmamayı unutmayın. Bu enfeksiyon 10 gün boyunca devam eder.
Yapay gözyaşları belirtileri azaltmak için günde birkaç defa kullanılabilir. Doktorun yazdığı antihistaminler de (ağız yoluyla alınanlar, göz damlaları, merhemler) göz yanmasını tedavi edebilir.
Eğer yoğun sarı, yeşil renkte bir akıntı varsa hemen doktorunuza başvurmalısınız. Eğer ışığa karşı bir hassasiyet (fotofobi), gözde aşırı ağrıma veya görmede bir değişiklik varsa, bunlar daha kötü bir problemin belirtileri olabilir, vakit kaybetmeden bir göz doktoruna gitmenizde fayda var.

Göz Neden Kanlanır?

Göz yüzeyindeki ufak damarlar genişleyip kan toplandığında, gözler kırmızı veya kanlı görünmektedir. Kanlanma birinde ya da her iki gözde birden fark edilebilir. Çoğu defa bu durum gözün tahriş olması, kuruması veya toz ve alerji benzeri basit sebeplerden ötürü kaynaklanır. Öte yandan göz kanlanması, gözü etkileyen birçok değişik tıbbi durumun belirtisi olabilir. Mesela göz akında yoğun kırmızı bir bölge, subkonjonktival kanama gibi genellikle zararsız bir sebebe işaret edebilir.

Gözler enfekte olduğunda, gözlerin kanlanması dışında kaşıntı, akıntı veya bulanık görme gibi başka belirtiler de ortaya çıkabilir. Konjonktivit, kornea ülserleri veya üveit vb. , aşağıda açıklamalarını bulabileceğiniz değişik çeşitte enfeksiyonlar gözleri etkileyebilir. Göz kanlanmasının tedavisi için başlangıç olarak neden kaynaklandığını bilmek gereklidir.

Bazı kanlanmalar birkaç gün içinde dinlenmeyle kendiliğinden geçebilir fakat bazı durumlarda doktor tedavisi koşuldur. Her ne olursa olsun doktora görünene kadar gözlerinizi mikroplardan uzak tutmaya çalışmak, makyaj yapmamak, lens takmamak ve gözlere dokunmamak, alabileceğiniz başlıca önlemlerdir.

Göz Kanlanmasının Nedenleri

Gözdeki damarların belirginleşmesi, göze kan oturması, gözün içinin kanlanması gibi farklı biçimlerde ortaya çıkabilecek olan göz kanlanmasının birbirinden farklı, birçok sebebi olabilir.

Burada en yaygın göz kanlanması nedenlerini harf sırasına göre sıralamayı denedik fakat özellikle ağrı, acı veya görme şikayetlerinin eşlik ettiği kanlanmalarda, mutlaka vakit kaybetmeden bir göz doktoruna başvurmanız en iyisidir.

-Akut glokom: gözde ani basınç artışı, göz tansiyonu

-Alerjik reaksiyonlar

-Alkol ve sigara kullanımı

-Blefarit: göz kapaklarının kenarında kirpik köklerinin iltihaplanması

-Gözyaşı kanalı tıkanıklığı

-Göz kuruluğu

-Güneşe maruz kalmak

Hamilelik: Hamilelikle birlikte vücutta pek çok değişiklik meydana gelir. Gözlerde kızarıklık, kan oturması gibi şikayetler hamilelik sırasında ortaya çıkabilir lakin bu şikayetler genellikle geçicidir ve doğumun sonrasında kendiliğinden iyileşecektir.

Konjonktivit: Alerji veya enfeksiyon kaynaklı iltihaplanma anlamına gelen konjonktivit, göz kanlanmasının en yaygın sebeplerinden bir tanesidir. Kirli elleri ya da havluları gözlere sürmek enfeksiyona sebebiyet veren bakterilere davetiye çıkarır. Lens kullananlar da temizliğe önem vermelidir. Bakteriler dışında örneğin grip virüsü gibi virüsler de enfeksiyon sebebidir.

Kontakt lens kullanımı: Lens kullananların temizlik gibi lens kullanma talimatlarına uymaları ve dikkatli olmaları önemlidir. Ne yazık ki lenslere alıştıktan sonra pek çok kişi zamanla özensiz davranmaya başlar ancak bu tutum bakterilere, mikroplara ve enfeksiyonlara davetiye çıkarır. Ayriyetten uzun süre lens kullanmak göz kuruluğuna yol açar ve göz kuruluğu da yine göz kanlanması nedenlerinden biridir.

Kornea ülserleri: enfeksiyon veya yaralanma nedeniyle kornea tabakasında oluşan yaralar olarak tanımlayabileceğimiz kornea ülserleri görme kaybına neden olabileceğinden hafife alınmamalıdır. Kornea ülserlerinde göz kanlanmasının yanı sıra görme bozukluğu ve ağrı da belirtiler arasındadır.

Ramotolojik hastalıklar

Subkonjonktival kanama: Öksürme, hapşırma, kusma ya da ıkınma gibi zorlanma hareketleri göz kanlanmasının yaygın nedenleri arasındadır. Zorlanma göz yüzeyinde parlak bir kan beneği oluşmasına neden olabilir. Korkutucu görünebilir ancak eğer acı vermiyorsa genellikle bu benek birkaç gün içerisinde kendiliğinden dağılacaktır.

Tiroit hastalığı: Tiroit hastalıkları göz kuruluğu veya gözün yüzeyinde tahriş gibi kanlanmaya neden olacak sorunlara yol açabilir.

Travma veya gözün yaralanması, göze yabancı cisim, toz vb kaçması

    Uyuşturucu madde kullanımı

Uykusuzluk

Saatler boyunca bilgisayar ekranına bakmak, göz yorgunluğu: Bilgisayar başında uzun vakit geçirmek, uygun olmayan bir ışıkta uzun süre okumak gibi gözleri yoracak, zorlayacak aktiviteler gözlerin kanlanmasına neden olabilir. Zaman zaman bilgisayar başından kalkarak gözleri dinlendirmek, çalışma ışığını doğru ayarlamak gibi önlemler alınabilir.

Üveit: gözün renkli bölümünün ve orta tabakasının iltihaplanması olarak açıklayabileceğimiz üveitin yaygın nedenleri enfeksiyon, yaralanma ya da sistemik bağışıklık sistemi hastalıkları olarak sıralanabilir.

Yüksek tansiyon: Tüm vücuttaki damarları etkileyen hipertansiyon göz damarlarını da olumsuz olarak etkileyebilir. Retinaya kan taşıyan damarların etkilenmesi sonucu göz kanlanması görülebilir.

Göz kanlanmasının ciddi bir sebepten kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak zorlayıcı olabilir. Genel olarak ağrı, yaralanma, görme bozukluğu, ışığa karşı hassasiyet, bulantı ve kusma da göz kanlanmasına eşlik ediyorsa hemen bir doktora başvurulması önerilir.

Kanal Tedavisi Nedir ve Nasıl Yapılır?

Kanal Tedavisi Nedir?

Kanal tedavisi, dişin merkezindeki ufak, iplik benzeri dokunun, yani dişözünün (pulpa) çıkarılmasına denir. Hasar gören, hastalanan ya da ölen pulpa çıkarıldığında, kalan boşluk temizlenir, biçimlendirilir ve tekrardan doldurulur. Bu işlemle kök kanalı kapatılır. Seneler önce, hastalanan ya da zarar gören dişler çekilirdi. Günümüzde, kanal tedavisinde, kaybedilecek durumdaki dişler bile kurtarılabilmektedir.

Pulpa hasarının en genel nedenleri şunlardır:

-Çatlak diş
-Derin çürük
-Geçmişte veya yakın zamanda dişe ciddi darbe gibi nedenlerle dişte hasar.
Pulpa enfeksiyon kaptığında ya da öldüğünde, tedavi edilmediği takdirde, dişin kökünde, çene kemiği içinde abse oluşturan irin birikebilir. Abse, dişi çevreleyen kemiği yokederek ağrıya sebep olabilir.

Kanal Tedavisi Nasıl Yapılır?

Kanal tedavisi, duruma göre birden fazla seans gerektirecek türlü adımlardan oluşur. Bu adımlar şunlardır:

-Önce, ön dişin arka tarafında ya da azı veya küçük azı dişlerinin kuronunda bir delik açılır.
-Hastalıklı pulpanın çıkarılmasının ardından (pulpektomi) pulpa boşluğu ve kök kanalları temizlenir, genişletilir ve kanal dolgusu için biçimlendirilir.
-Birden fazla seansa ihtiyaç varsa, seanslar arasında dişi korumak için kuronda açılan deliğe geçici dolgu yapılır.
-Daha sonra geçici dolgu çıkarılır ve pulpa boşluğu ve kanal kalıcı olarak doldurulur. Gutta percha (Güta Perka) ismi verilen konik uçlu, kauçuk bir malzeme kanalların her birine sokulur ve genellikle simanla (yapışkanla) yerine yapıştırılır. Bazen, yapısal destek için kanalın içine metal veya plastik çubuk konulabilir.
-Son adımda, doğal görünümünü ve şeklini eski hale getirmek için dişin üzerine kuron kaplanır. Diş kırılmış ise, kuronu yerleştirmeden önce dişi onarmak için post uygulaması gerekebilir.

Kanal Tedavisi Ne Kadar Süre İçin Etkilidir?

 Kanal tedavisi uygulanan bir diş çok uzun ömürlü olabilir. Yalnız bu noktada dikkat edilmesi gereken bir takım hususlar vardır. Kanal tedavisi uygulanmakta olan dişleri korumak amacıyla neler yapmamız gerektiğini maddeler halinde sıralayacak olursak şunları söylememiz doğru olacaktır;
a) Kanal tedavisi bir uzman tarafından yapılmalıdır.
b) Kanal tedavisinin yapıldığı dişin üstü iyi kaplanmalıdır. Herhangi bir sızıntının oluşmaması gerekmektedir.
c) Hastalar dişlerine çok dikkat etmelidir. Hastalar çok sert besinler tüketmemeli, bu dişlere karşı daha hassas davranılmalıdır. Aksi takdirde çeşitli kırıklar oluşabilir. Kanal tedavisi uygulanan dişin çürümeyeceğini zannetmek yanlıştır. Tedavinin uygulandığı diş, hassasiyet gösterilip fırçalanmazsa çürümeye devam eder.
Kanal tedavisi, sadece çürüğü büyük olan dişlere yapılmaz. Bu tedavi aynı zamanda kök uçlarında enfeksiyon oluşan; kronik, apseli ya da akut enfeksiyon olan dişlere de yapılır. Kanal tedavisinin uygulanmasıyla iyileşen bu bölgeler enfeksiyonun yeniden nüksetmesine müsaittir. Bu yüzden hastaların dişlerine azami dikkat etmesi ve düzenli olarak diş hekimi kontrolünden geçmesi gerekir. Kanal tedavisi yapılan dişler hassas olduğu için yemek yerken, fırçalarken her zamankinden daha dikkatli olmak gerekir. Fındık, ceviz gibi sert kabuklu besinleri dişle kırmaktan kaçınılmalıdır; zira kanal tedavisi uygulanan dişler cansız olduğu için iyi beslenemezler ve kuvvetlenemezler. Kırılmaya ve çürümeye daha açık bir yapıdadırlar. Bu sebeple kanal tedavisinin uygulandığı dişler günde en az iki kez fırçalanmalı, ağız gargarası ve diş ipi kullanılmalıdır.Kanal tedavisi ücretiyse yapılacak işleme göre değişiklik gösterebilir.Ortalama olarak diş başına 80-150 Lira arasında olmaktadır..

Göz Hastalıkları Nelerdir?

 Yakını Görememe

Gözlerimiz kırklı yaşlara dek hem uzağı hem de yakını net bir şekilde görebilme yeteneğine sahiptir. Lakin bu yaşların ardından yakını görme yeteneği gittikçe bozulur. Bu sebeple bu dönemden sonra yakını görmek amacıyla gözlük kullanmak gerekmektedir.

Miyopisi olan hastalarda yakını görme problemi daha geç yaşlarda başlayabilir. Bazı katarakt tiplerinde yakını görme bozukluğu olan hastalarda geçici düzelmeler olabilmekte.

Tedavide yaygın olarak gözlük kullanılmaktadır. Gözlük dışında bazı cerrahi yöntemler uygulanmaktaysa da henüz pek başarılı olmayıp yaygınlaşamamışlardır. Lazer tedavileri için de aynı şeyler geçerlidir. Kontakt lensler tedavi de kullanılabilecek başka bir alternatiftir.

Yakını görememe bir hastalık olmayıp her sağlıklı insanı, ileri yaşlarda etkileyen doğal bir süreçtir olarak düşünülebilir.

 Göz Ağrıları

Göz ağrıları çok fazla karşılaşılan şikayetlerden birisidir. Göz hastalıkları dışında sinüzit, stres, yüksek tansiyon, migren gibi hastalıklar gözü etkileyen ağrılara sebebiyet verebilir.

Sebepleri :

Kırma kusurları (Gözlükle ilgili sorunlar), aşırı yüksek göz tansiyonu, yabancı cisimler, enfeksiyonlar gibi çok çeşitli hastalıklar gözlerde ağrıya neden olabilir. Baş ağrısıyla birlikte olan göz ağrıları için göz dışında dahiliye, kulak burun boğaz ve nöroloji muayeneleri gerekebilir.

 Batma

Batma gözlere yabancı cisim kaçmış gibi hissedilmesidir. Uykusuzluk ve yorgunluk sırasında ortaya çıkan batmalar çok uzun sürmedikçe normal kabul edilebilir.

Batma Hangi Hastalıkların Belirtisi Olabilir?

► Gözde yabancı cisim varlığı,
►Konjunktiva, kornea ve skleranın tüm enfeksiyonları,
►Alerjik hastalıklar,
►Kontakt lensle ilgili sorunlar
►Göz kuruluğu,
►Üveitler,
►Göz kapağı bozuklukları batma şikayetiyle ortaya çıkabilir.

 Sulanma

Sulanma, göz hastalıklarında çok rastlanılan bir belirtidir. Rüzgarlı tozlu ortamlarda, ağlama ve gülme sırasında, yoğun yakın çalışma sırasında sulanma normal görülebilir.

Hangi Sulanmalar Hastalık Belirtisi Olabilir?

► Uzun sürüyorsa,
► Beraberinde kızarıklık, batma, görme azlığı gibi şikayetler var ise ,
► Bebek ve küçük çocuklarda uzun süre devam ediyor ise bir hastalığın belirtisi olabilir.

Hangi Hastalıklarda Sulanma Görülebilir?

► Göz yaşı kanalı tıkanıklığında,
► Gözde yabancı cisim varlığında,
► Konjunktiva, kornea ve skleranın tüm enfeksiyonlarında,
► Alerjik hastalıklarda,
► Kontakt lens ile ilgili sorunlarda,
► Göz kuruluğunda,
► Göz kapağı hastalıklarında,
► Doğuştan göz tansiyonu olan küçük bebeklerde görülebilir.

Kaşıntı

Kaşıntı hangi göz hastalıklarında görülür?
► Alerjik hastalıklarda,
► Göz kuruluğunda,
► Göz kapağı hastalıklarında.

Yanma

Hangi Hastalıklarda Yanma Görülebilir?
► Alerjik hastalıklarda,
► Konjunktiva, kornea ve skleranın tüm enfeksiyonlarında,
► Göz kuruluğunda,
► Göz kapağı hastalıklarında.

 Kızarıklık

Günlük hayatta başımıza oldukça çok gelen ve göz hastalıklarında da çok görülen bir belirtidir. Uykusuzluk ve yoğun yakın çalışma sonrasında ki kızarıklıklar normal kabul edilebilir. Bazı kişilerde herhangi bir hastalık olmadan da gözler her zaman normalden daha kızarık olabilir..

Kızarıklık Hangi Hastalıkların Belirtisi Olabilir?

► Gözde yabancı cisim varlığı,
►Konjunktiva, kornea ve skleranın tüm enfeksiyonları,
►Alerjik hastalıklar,
►Kontakt lensle ilgili sorunlar,
►Göz kuruluğu,
►Üveitler,
►Göz kapağı bozukluklarının bir belirtisi olabilir.

 Çift Görme

Çift görme çok geniş bir hastalık grubunda görülebilen bir belirtidir.

Sebepleri:

► Göz kaslarını ve sinirlerini etkileyen hastalıklar : Diabet, multipl skleroz, beyin kanamaları, beyin damarı tıkanmaları, tiroid hastalıkları, geçirilmiş ameliyat ve travma..
► Göz hastalıkları : Kornea düzensizlikleri ve lekeleri, retina dekolmanı, maküla hastalıkları..

Tedavi :

Öncelikle çift görmeye sebep olan hastalık tedavi edilmelidir. Çift görme tedavisi gözlükler, prizmatik camlar ve cerrahiyle yapılabilir.

 Uçuşan Cisimler

Uçuşan Cisimler Nedir?

Bakılan yerde siyah noktalar ya da uçuşan bir sinek görülme hissine denir. Bu siyah nokta nereye bakılacak olursa o da oraya hareket eder. Beyaz ve düz yerlere bakıldığında daha da belirginleşirler.

Nedenleri Nelerdir?

Gözümüzün içerisinde vitreus olarak isimlendirilen saydam bir sıvı vardır. İlerleyen yaşlarla beraber bu sıvı saydamlığını kaybetmeye başlar ve yapışık olduğu yerlerden ayrılırsa gözün içinde adeta soğan zarı gibi bir tabaka oluşur. Bu tabakadan ötürü baktığımız yerde uçuşan cisimler varmış gibi görürüz. Retina dekolmanı ve yırtıklarında, üvetilerde, migrende ve ani tansiyon değişikliklerinde de uçuşan cisimler görülebilir.

Hangi Uçuşmalar Hastalık Belirtisi Sayılabilir?

Uçuşan cisim belirtisi çoğunlukla masum bir belirti olup herhangi bir tedavi gerektirmez ve zamanla kaybolur. Bununla birlikte şu durumlarda ciddi olabilir:

► Ani gelişen şiddetli uçuşmalar,
► Beraberinde görme azalması, görme alanı daralması, ağrı, kızarıklık gibi belirtilerin eşlik ettiği uçuşmalar ciddi olabilir ve bir göz doktoru muayenesini gerektirir.Göz muayenesinde retina yırtıkları, retina dekolmanı, üveit gibi hastalıklar tespit edilirse tedavi gerekir. Eğer herhangi bir hastalık tespit edilemezse tedaviye gerek yoktur ve şikayetler zamanla azalır.

 Işık Çakmaları

Işık çakmaları ya da şimşek çakmaları gibi şikayetler ileri yaşlarda daha çok rastlanan şikayetler olup genellikle masum ve tehlikesizdirler. Buna rağmen bazen retina yırtığı veya retina dekolmanı gibi ciddi hastalıkların belirtisi olabilmekteler. Bu sebeple;

► Ani gelişen şiddetli ışık çakmalarında,
► Beraberinde görme azalması, görme alanı daralması gibi belirtilerin eşlik ettiği durumlarda göz muayenesi gerekir.

Migren, yüksek ve düşük tansiyon hastalarında da ışık çakmaları görülebilir.